Hesap Oluştur

*

*

*

*

*

*

Şifremi Unutuum

*

Besinlerin Faydaları

 

 Ben kahveyi çok severim.. Gün içinde mutlaka 2 veya 3 tane kahve içmezsem kendimi iyi hissedemem.  Kahvemi içerken dikkat ettiğim en önemli şeylerden biri, yemek veya kahvaltı ile arasının en az 45 dk veya 1 saat olmasıdır. Çünkü kahvenin içindeki kafein besinler ile alınan demirin emilimini engeller.  Özellikle de kadınlarda demir eksikliğine bağlı olarak kansızlık, yorgunluk, halsizlik, ciltte solgunluk, çabuk sinirlenme, odaklanma sorunu, güçsüz saç ve tırnaklar, kış aylarında üşeme hissi gibi sorunlar görülmektedir.

 

Demir mineralinden faydalanmak için kırmızı et, hindi, tavuk, yumurta, balıklardan özellikle somon gibi demirin hayvansal kaynakları (emilimi %25 kadardır) ve kurubaklagiller,  tamtahıllar, kurumeyveler, yağlı tohumlar (fındık, ceviz, badem gibi) ve özellikle yeşil yapraklı sebzeler gibi demirin bitkisel kaynakları (emilimleri %5 kadardır) tercih edilmelidir.  Demirin daha iyi emilmesi için bu besinleri C vitamini içeren sebze ve meyveler ile ve de yemeklerde salataya limon sıkarak tüketmeye özen göstermelisiniz.

Kahve ile demir arasındaki olumsuz etkileşimin altını çizdikten sonra gelelim kahve kültürünün yaşantımızdaki değişimlerime, gelişimine...

 

Son yıllara kadar bildiğim 2 tür kahvecilik vardı. 1. Si türk kahvesi, yemen kahvesi, neskafe gibi çözünebilir instant kahveleri kapsayan 1. Nesil (dalga) kahvecilik..  Daha sonra 1960’ larda ortaya çıkan ve hepimizin yaşantısına işleyen, kartonlarla alıp işyerimize götürebildiğimiz modern çağın bize öğrettiği espresso, cappucino, latte gibi kahveler ile haşır neşir olduk.. Uzunca bir süre de bu şekilde 2. Dalga kahvecilik hayatımızda yerini aldı.  Günümüzde de yaygın olarak görmeye başladığımız ve hızla popülaritesi artan, dünyada daha önce Türkiye’de ise 2012 yılından itibaren hayatımıza 3. Dalga kahve kavramı girdi ve 2014 yılında popüler olmaya başladı. 

 

Bu yazıyı yazmadan önce, Türkiye’ye geldiği ilk zamanlardan itibaren bu işi yapan ve benim de 3. Nesil kahve ile tanışıp gönül vermem vesilesi ile tanıştığım, Barista (kahve kültürünün gelişmiş olduğu ülke olan İtalya'da kahveyi hazırlayan ve sunan kişiye verilen ad) arkadaşlarımdan Emre Yalvaç ile görüşüp kendisinden daha detaylı bilgiler aldım. Gelin kahveyi ve 3. Nesil kahveciliği biraz daha yakından inceleyelim. 

Nedir Kahve?

Kahve, kökboyasıgiller(Rubiaceae) familyasının Coffea cinsinde yer alan, çiçekleri beyaz ve hoş kokulu, kirazı andıran kırmızı meyvesinin içinde ili çekirdek bulunan, dikildikten yaklaşık 3 yıl sonra meyve vermeye başlayan ve 30-40 yıl boyunca aralıksız meyve veren bir ağaç türüdür.  Nemli ortamı seven bu ağaç, düzenli yağışın olduğu tropik bölgelerde yetişmeye daha çok elverişlidir. Doğada pekçok yetişen türü olmasına rağmen yalnızca Coffea Robusta ve Coffea Arabica adındaki türlerin tarımı yapılmaktadır. Kahve üretiminde dünya sıralamasında başta Brezilya olmak üzere, arkasından Vietnam ve Kolombiya gelmektedir.

Coffea Robusta:  0-600 mt arasında yetişir. Düzensiz olarak çiçek açar ve meyvelerinin oluşması 10-11 ay sürer. Robusta kahvesi dünya kahve üretimin %30’unu oluşturur. Hastalıklara ve iklim koşullarına çok dirençli olduğundan yetiştirilmesi çok daha kolay ve ucuzdur.  Ucuz olması nedeniyle instant kahvelerde kullanılır. Toplanması kolaydır. Kafein oranı yüksektir. Tadı acıdır.  2. Nesil kahvecilikte kullanılan kahve bu kahvelerdir.

Coffea Arabica:  Etiyopya’da keşfedilen ilk kahve bitkisinden türemiştir. Yüksekliği 800-2000 mt arasında olan dağlık platolarda veya volkanik yamaçlarda yetişir.  Her yağmurlu dönemin ardından çiçek açar ve meyvelerinin olgunlaşması için yaklaşık 9 ay gerekir. Tipik bir Arabica ağacı bir yılda yaklaşık 5 kg meyve verir ve bu meyvelerden 1 kg kahve çekirdeği elde edilir.. Robusta’ ya göre daha az kafein içerir. Ayrıca daha lezzetli ve tatlı bir aromaya sahiptir. Arabica kahvesi dünya kahve üretimin %70’ini oluşturur. Ancak hastalıklara ve iklim koşullarına çok dirençli olmadığından yetiştirilmesi daha zordur ve daha pahalıdırHasatı zordur.  %99’u elle toplanır Arabica türünün asit oranı Robusta’ya göre daha az ve aromalıdır. Bu yüzden damak tadı için en çok bu türü tercih edilir. 3. Nesil kahvecilikte kullanılan kahve çekirdekleri  Coffea Arabica’dır .

 

Kahve ile bilinmesi gereken diğer önemli detaylar da kavrulması, saklanması ve tüketilmesi gereken süredir.

 Kahve kavrulduktan sonra içindeki karbondioksit gazını atmak için, güneş görmeyen bir yerde oda sıcaklığında,  1 gün açık halde bekletiliyor.  Daha sonra en az 3 gün daha kapalı bir şekilde bekletilmesi gerekiyor. Daha sonra kullanıma hazır hale geliyor. Çekirdek kahve vakumlu şekilde saklanırsa en fazla 1 ay muhafaza edilebilir. Çekilmiş olarak kahve aldıysanız 1 hafta içinde tüketmeniz gerekiyor. Yoksa kahvenin aroması kayboluyor.

 

Sizin kahvedeki tercihiniz nedir bilmem ama benim için vazgeçilmez olan başta sade bir Türk kahvesi, daha sonra da bağımlısı olduğum 3. Nesil kahveler.. Gittiğim her yerde kahve içme zamanım geldiğinde gözlerim bu tarz kahveler yapan bir yeri arar oldu artık. Hangi kafe en güzel kahveyi yapıyor diye araştırmaya, sormaya ve öğrenmeye devam ediyorum.. Sık sık da gittiğim yerlerde içtiğim kahveleri sosyal medya hesaplarımda paylaşıyorum.. Darısı henüz 3. Nesil kahveler ile tanışmamış olanların başına..

 

 

 

 

 

 

Add a comment

Tuzun tehlikeli olduğu bilinci yayıldıkça, alternatif tuzlar aranmaya başladı. Rafine tuz yerine Himalaya tuzu (pembe), kosher tuzu, deniz tuzu, celtic tuz gibi alternatiflerin popülaritesi arttı. Bu tuzlar farklı tat ve dokuya sahip oldukları gibi içerdikleri sodyum ve mineraller açısından da bazı farklılıklar gösterir. Peki, bu tuzların özellikleri nelerdir ve hangisini kullanmak gerekir?

 

Yemeklerimizde kullandığımız tuz genellikle sofra tuzudur. Piyasada sofra tuzu, deniz tuzu, kaya tuzu gibi farklı tuz çeşitlerini görmekteyiz. Kullanılan tuzların çoğu tuz madenlerinden, deniz suyu veya mineral bakımından zengin diğer sulardan buharlaştırılarak toplanmaktadır. RAFİNE TUZ (SOFRA TUZU) En yaygın olarak kullanılan tuz sofra tuzudur. Sofra tuzu, yer altı tuz yataklarından çıkarılır. Sofra tuzu rafine edilirken kirliliğin ortadan kaldırılması için daha fazla işlenir ve içerisindeki 82 element ve iz elementler alınır. %97’si sodyum klorürdür. Ağır bir şekilde öğütüldüğü için topaklanma problemi görülmektedir. Bu nedenle topaklanmayı önleyici katkı maddeleri (sodyum alumino ve silikat alumino-kalsiyum) kullanılmaktadır. Böylece tuzun serbestçe akması sağlanır.

 

Çoğu sofra tuzuna ayrıca, tiroid hormonu olan tiroksinin yapısında bulunan, esansiyel bir besin öğesi olan ‘iyot’ eklenmektedir. 1924’ten itibaren sofra tuzuna iyot eklenmeye başlanması, dünyanın birçok yerinde yaygın olarak görülen hipotiroidizm (guatr) , mental gerilik, cücelik, kretinizm, boy kısalığı gibi çeşitli sağlık sorunlarının önde gelen nedeni olan iyot eksikliğine karşı başarılı bir halk sağlığı önleme tedbiri olmuştur. 1994 yılında UNICEF işbirliğiyle “İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” başlatılmıştır ve Türkiye’de sofra tuzlarının iyotlanması zorunlu hale getirilmiştir. 1 gram sofra tuzu 7 mcg iyot içermektedir. Rafine edilmiş olmasına rağmen yeterli miktarda iyot içeren tek tuz, sofra tuzudur. Şimdilerde moda olan diğer tuzların kullanımının artması ile guatrın tekrar artması konusundaki endişeler de artmaktadır.

DENİZ TUZU

Deniz tuzu genellikle, okyanus ve deniz suyunun veya tuzlu su göllerindeki suyun buharlaşması yoluyla üretilir. Deniz tuzu çoğu zaman daha sağlıklı olarak tanıtılsa da sofra tuzuna çok benzer ve yakın miktarlarda sodyum içerir.

Hasat edildiği yere ve işlenme şekline bağlı olarak içerdiği mineraller değişir. Genellikle kalsiyum, potasyum, demir ve çinko gibi 93 mineral içermektedir. Kirlenmiş bir okyanus veya denizden toplanmışsa eğer, bir miktar sağlığa zararlı olan ‘kurşun’ gibi ağır metaller de içerebilir. Hangi denizden elde edildiği ve denizin kirlilik durumu sağlığımız açısından çok önemlidir.   

Deniz tuzu, sofralardaki rafine tuza göre genellikle çok daha az işlenir. Bu yüzden pişirildikten sonra yemeğinizin üzerine serperseniz, farklı bir ağız hissi oluşturabilir ve rafine tuzdan daha güçlü bir lezzet patlamasına neden olabilir. Suyun kaynağına bağlı olarak, içinde bulunan mineraller deniz tuzuna farklı lezzet ve renk katmaktadır. KAYA TUZU - HİMALAYA TUZU (PEMBE)

Popülaritesi tüm dünyaya yayılan kaya tuzunun en çok kullanılanı Himalaya tuzunun oluşumu, Himalaya dağlarında 250 milyon yıl öncesine dayanmaktadır. Himalaya tuzu, Pakistan'daki Khewra Tuz Madeni'nden çıkartılmaktadır. 

Himalaya tuzuna pembe rengini veren içerdiği eser miktarda demir oksittir. Himalaya tuzu kalsiyum, fosfor, potasyum, çinko ve magnezyum gibi 84 minerali eser miktarda içermektedir. Yine eser miktarda ağır metaller içerebilmektedir. Sofra tuzundan biraz daha az miktarda sodyum içermektedir.

Genellikle pişirildikten sonra yemeğin üzerine serpiştirdiğinizde, yemeğe güzel bir görünüm verdiği ve diğer tuzlara kıyasla tadı daha çok beğenildiği için birçok insan tarafından tercih edilmektedir.

KOSHER TUZU

Kosher tuzu ‘koşer’ olarak adlandırılır çünkü tuzu, pul pul, kaba bir yapıya sahiptir.

Kosher tuzu rafine edilmemiş veya az rafine edilmiş daha pahalı bir tuz çeşididir.

Safra tuzu gibi kaba tuz tortuları çıkarılır ancak nadiren topaklanmayı önleyici katkı maddesi ve iyot eklenir. Sofra tuzu ve kosher tuz arasındaki ana fark pulların yapısıdır. Şefler, pulların büyüklüğünden dolayı, kosher tuzunun parmaklarla toplayıp yiyeceklere yayılmasını daha kolay bulmaktadırlar.

Kosher tuzu, farklı bir doku ve lezzet patlamasına sahip olsa da yemekte çözüldükten sonra sofra tuzuyla karşılaştırıldığında hiçbir farkı yoktur.

CELTIC TUZU

Celtic tuzu, başlangıçta Fransa'da popüler olan bir tuz türüdür. Grimsi bir renge sahiptir ve ayrıca biraz nemlidir, su içerir. Celtic tuzu, deniz suyundan elde edilir ve diğer tuzlara kıyasla en az miktarda sodyum, en yüksek miktarda kalsiyum ve magnezyum miktarına sahiptir.

TUZLAR ARASINDAKİ FARKLILIKLAR

Aşçılar genellikle yemeklerinde kullandıkları tuz çeşidini tat, doku, renk ve rahatlığa göre seçerler. İz mineralleri dahil olmak üzere safsızlıklar, hem tuzun rengini hem de tadını etkileyebilir.

Tuzun boyutu da tuzlu tadın dile nasıl çarptığını etkilemektedir. Daha iri tane büyüklüğüne sahip tuz, daha güçlü bir tada sahip olabilir ve dilinizde tadı daha uzun süre kalabilir.

Bununla birlikte, eğer tuzun yemekte çözünmesine izin verirseniz, o zaman rafine tuz ile diğer gurme tuz türleri arasında aslında büyük bir tat farkı olmadığını görebilirsiniz. HANGİ TUZU KULLANMALI? Rafine edilmemiş veya dah az rafine edilmiş tuzlar, yüksek rafine edilmiş sofra tuzuna göre daha mı iyidir? Pek sayılmaz. Tuzun temel kullanım amacı beslenmek değil, yemeklere lezzet katmaktır. İçerdikleri minerallere bakarak bir tuzu diğerine göre tercih etmeye gerek yoktur. Bu mineralleri vücudumuza alabileceğimiz birçok besin bulunmaktadır. Tuz çeşitlerinin içerdikleri mineral düzeyleri hem çok azdır hem de tuz mineral kaynağı olarak tercih edilecek bir besin değildir, olamaz! Hangi tuz çeşidi olursa olsun, içeriğindeki sodyum miktarları hemen hemen aynıdır ve fazla sodyum alımı yani fazla tuz kullanımı (sofrada eklemesek de fazlasıyla sodyum almaktayız zaten) sağlığa zararlıdır. Ülkemizde tuz tüketimi hala çok yüksek iken (günde yaklaşık 15 gr) ve tuz tüketiminin azaltılmasına yönelik programlar yürütülmekteyken, rafine tuz ile benzer oranlarda sodyum içeren tuz çeşitlerinin sağlıklı gösterilmeye çalışılması doğru bir yaklaşım değildir. Sonuçta tuz tuzdur ve fazla kullanımı sağlığa zararlıdır. Sadece sofra tuzunda bulunan iyot bizim için önemlidir. Tuz tercihi yaparken bunu da göz önünde bulundurmak gerekir.

Eğer sofra tuzunu kullanmamayı tercih ediyorsanız, benim sizlere önerim kullandığınız tuzun paketli, kapalı olmasına ve güvenilir bir marka olmasına dikkat etmeniz olacaktır. İyot yetersizliğine karşı önlem almak için de beslenmenizde iyot içeren balık, deniz ürünleri, sebze, süt ürünleri ve tahılları tükettiğinizden emin olmalısınız. 

 

Add a comment

 

Yabani pirinç  Zizania familyasından faydalı tahıllar olarak bilinen, dört farklı çeşidi bulunan bir bitki türüdür. Bunlardan üçü Kuzey Amerika'ya, biri ise Çin'e özgüdür. Yabani pirinç Hint pirinci, Kanada pirinci ve su yulafı olarak da bilinmektedir. Adı “pirinç” olmasına rağmen daha büyük taneli oluşu, yüksek besin değeri ve koyu rengi ile geleneksel Asya beyaz pirinci ile pek de bir alakası yoktur. Göl ve dere kenarları, karanlık bataklık gibi sığ sularda yetişen kısa saplı bir bitkidir. Taneler toplanırken, çoğu su altında çamurlu toprağa dökülür ve bir sonraki yıl için tekrar büyürler.

Yüksek besin değeri bulunan yabani pirinci, yüksek oranda antioksidan, protein, vitamin, mineral ve diyet lifi içermektedir.  Bu yönüyle beyaz pirince göre önemli ölçüde fark oluşturmaktadır. Gluten içermez. Yağ oranı oldukça düşüktür.

YABANİ PİRİNCİN SAĞLIĞA FAYDALARI

Sindirime Yardımcı

İçerdiği yüksek lif sayesinde bağırsaklardaki peristaltik hareketleri arttırarak dışkılamaya yardımcı olur, kabızlığı önler ve sindirim sürecini kolaylaştırır. Şişkinlik, ishal, gaz krampı gibi gastrointestinal sorunları önleyicidir.

Kalbi Korur

Kalp sağlığını korur. Çok düşük miktarda sodyum içeren yabani pirinç, kan basıncının azalmasına yardımcı olur. Ayrıca  LDL kolesterolü (kötü kolesterol) düşürerek kardiyovasküler sistemi destekler,  aterosklerozun gelişme olasılığını azaltır.

Bağışıklığı Artırır

Bağışıklık sisteminini iyileştirerek genel sağlığımıza katkı sağlayacak önemli bir tahıldır.   Yabani pirinçte önemli ölçüde bulunan yüksek C vitamini vücudun yabancı ajanlara, patojenlere ve mikroplara karşı ilk savunma hattı olan beyaz kan hücrelerinin üretimini uyarır. Kolajenin önemli bir bileşeni olan C vitamini ayrıca hücre, doku, organ ve damar duvarlarının yapımı ve onarımında rol oynar, hastalıklardan kurtulmamıza yardımcı olur.

Kemik Gücünü Artırır

Yaşlandıkça kemiklerimiz de güçsüzleşmeye başlar ve kırılmalar görülür. Fosfor ve çinko, kemik mineral yoğunluğunun ve yaşla birlikte azalan kemik, eklem sağlığının korunmasında oldukça önemlidir. Yabani pirinç fosfor ve çinko içeren bir besindir.. Osteopozu önlemek ve kemik sağlığınızı korumak için beslenmenizde yabani pirince yer açmalısınız

Kilo Kaybı Sağlar

Esmer ve beyaz pirince göre kalorisi benzer olduğu halde, içerdiği daha fazla lif ve protein sayesinde tok tutar ve aşırı yemeyi önler. Glisemik indeksi daha düşüktür. Kan şekerini üzerinde olumlu etki gösterir. Diyabetin oluşmasını önler. Sağlıklı bir beslenme programında, zayıflamaya yönelik diyetlerimizde kullanabileceğimiz iyi bir tam tahıl arternatifidir.

 

Yaşlanmayı ve Kanseri Önler

Yabani pirincin en önemli özelliği içerdiği yüksek antioksidan seviyesidir. Beyaz pirince göre 20-30 kat daha fazla antioksidan içerir. Antioksidanlar serbest radikalleri nötralize ederek vücudu temizler, sağlıklı hücrelerin zarar görmesini engeller, yaşla beraber ciltte oluşan kırışıklık ve lekeleri önleyerek yaşlanma etkilerini geciktirir.  Ayrıca antioksidanlar kanseri, maküler dejenerasyonu ve katarakt oluşumunu da önlemeye yardımcıdır.

Büyüme ve Onarımı Destekler

Yabani pirinçte bulunan yüksek miktardaki protein esasnsiyel aminoasitlerden oluşmaktadır.  İyi kalitede protein içeren bu tahıl, kas kütlesinin artmasına, büyüme ve gelişmeye yardımcı olur. Özellikle de hayvansal protein tüketmeyen vejeteryanlar için mükemmel bir protein kaynağıdır.

Doğum Defektlerini Önler

Vitamin ve mineral içeriği yüksek olan yabani pirinç, hamilelikte önemi kanıtlanmış olan Folat (B6 vitamini) yani Folik asit içerir. Folat, yenidoğanlarda nöral tüp defektini önlemek için çok önemli bir B grubu vitaminidir. Bu nedenle hamilelik planlayan kadınların beslenmesinde yabani pirince de mutlaka yer açmasını öneririm.

Çölyak ve Glüten Hassasiyeti Olanlar İçin İyi Bir Alternatif

Diğer pirinçler gibi Glüten içermez. Çölyak ve Glüten hassasiyeti olan kişilerde kısıtlı olan tahıl tüketimi konusunda iyi bir alternatiftir.

 

Tablo : Siyah Pirinç, Beyaz Pirinç ve Esmer Pirincin Makro Besin Değerleri Tablosu

                                                                      

Besin (100 gr)

Enerji (kkal)

Karnbohidrat (gr)

Protein (gr)

Yağ (gr)           

Lif (gr)

Yabani Pirinç

357

75

15

1

6

Beyaz Pirinç

365

80

7

1

1.3

Esmer Pirinç

370

77

8

3

3.5

 

Yabani Pirinci Nasıl Pişirelim ve Ne Şekilde Tüketelim?

Yabani pirinç, beyaz pirinç kadar kısa sürece pişmez. Siyah renkte olan yabani pirinç, yıkanıp pişirildikten sonra daha morumsu bir renge dönüşür. Kullanmadan önce 1 saat kadar suda bekletip suyunu birkaç defa değiştirin. Daha sonra pilav gibi suyunu çektirme yöntemi ile yaklaşık 45-55 dk kadar pişirin. Yemeklerinizin yanında beyaz pirinç pilavı yerine tüketebilirsiniz.  Benim tercihim yabani pirinci genellikle somon veya hindi eti yanında, soğuk şekilde salatanın içine karıştırarak tüketmek. Ayrıca yaban pirincini çorbalarınızda kullanmanızı ve sebze yemeklerinize pirinç yerine eklemenizi de öneririm.  Oldukça güçlü kokusu ve koyu rengi ile sofralarınıza farklılık katacağından ve sağlığınızı destekleyeceğinden emin olabilirsiniz.

Uyarı : Yabani pirinç Ergot adı verilen bir mantar ile kontamine olup nadiren Ergot Zehirlenmesine sebep olabilir. Güvenilir bir markayı satın aldığınız sürece sorun olmayacaktır. Beyaz pirinçte de olabileceği gibi ağır metallerler içerebilir. Fakat yüksek dozlarda kullanılmadığı sürece sorun oluşturmaz. Hamileler de kullanımına dikkat edilmeli ve doktora danışılmalıdır.

Add a comment

AMARANTH GERÇEK BİR MUCİZE!

 

 

Son yıllarda adını duymaya başladığımız amaranth, diyet listelerinin gözdesi… Üstelik kötü kolesterolü düşürüyor, kanserle savaşıyor. Gerçek bir mucize olan bu besinin faydalarını gelin hep beraber bakalım..

 

Renkleri koyu mordan kırmızıya ve altın rengine kadar 60 türü olan Amaranth, 75-150 cm boyunda bir süs bitkisi olup, aynı zamanda yaprakları sebze ve tohumları ise tahıl (yalancı tahıl)  olarak yenilebilen bir bitkidir.  Kurutulan tohumları öğütülerek ekmek yapımında da kullanılabilmektedir. Amaranth bitkisinin bakımı çok kolaydır.  Çabuk üreyen, kolayca hastalanmayan bir bitki türüdür.

 

8000 yıl önce Aztekler tarafından yetiştirilen ve Peru'da hala yerli bir bitki olan amaranthın geçmişi, Meksika ve Yucatan Yarımadası'na kadar uzanmaktadır. Amaranth, 1970’lerin sonuna doğru Amerika’da tahıl olarak yetiştirilmeye başladı. ABD’de üretilen amaranthın büyük çoğunluğu kahvaltılık gevrek, kraker, kurabiye, ekmek ve diğer fırıncılık ürünlerinin yapımı için buğday unu ya da diğer unlarla karıştırılarak kullanılmaktadır. Afrika, Hindistan, Çin ve Rusya’da da yetiştirilmektedir.

 

Ülkemizde, ilkbahardaki yağmurlarından sonra doğada veya sulanan bağ, bahçe ve tarlalarda kendiliğinden yetişmektedir. Bazı bölgelerde halk tarafından toplanan bitkinin yeşil kısmı değerlendirilmektedir.

 

AMARANTHIN BESİN DEĞERLERİ VE SAĞLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Protein açısından zengin : Amaranthın tohumları protein açısından oldukça zengindir (%14-16). Gluten içermez. Bu nedenle çölyak ve gluten hassasiyeti olanlar güvenle kullanabilirler. Pek çok tahılda eksik olan lizin (esansiyel) aminoasidini kinoadan sonra en fazla içeren tahıl olması amaranthı kaliteli protein kaynağı yapmaktadır. Yine histidin, izolösin, lösin,  treonin , metiyonin, triptofan gibi esansiyel (vücutta sentezlenemeyen)  ve arginin yarı esansiyel aminoasitlerini  içerir. Diğer tahıllarla karıştırılarak kullanılması aminoasit kompozisyonunun tamamlanması açısından önemlidir.

Kötü kolesterolü düşürür : Amaranth tohumları % 6 ila %10 yağ içeriğine sahiptir. Bunun %77’si  doymamış yağ asitleri olup (linoleik asit,oleik asit), doymuş yağ olan palmitik yağ asidi de bulunmaktadır. Tokotrienol ve skualen flavonoidleri bakımından da iyi bir kaynaktır. LDL (kötü) kolesterolü düşürmeye yardımcıdır. Gluten hassasiyeti olanlar, kolesterolü düşürücü etkisi dolayısıyla  yulafa (bulaşma ile gluten içerebiliyor) alternatif olarak kullanabilirler.

Kanserle savaşır: Amaranthın içeriğinde bulunan “Skualen”, tümörlere kan gidişini durdurarak kanserle savaşmaya yardımcı bir fitokimyasaldır. Amaranth yağı yüzde sekiz skualen içerirken, daha yaygın olarak kullanılan bir skualen kaynağı olan köpekbalığı yağı, sadece yüzde bir oranında skualen içerir.

Vitamin ve mineral bakımından zengin : Amaranth güçlü bir antioksidan özelliğe sahip olup, vitamin  ve mineral bakımından da oldukça zengin bir bitkidir. Ayrıca C vitamini (diğer tahıllara göre çok yüksektir), B2 vitamini (riboflavin), kalsiyum, fosfor magnezyum, bakır, demir, potasyum ve çinko için iyi bir kaynaktır. Kemik ve diş yapısını güçlendirir.   Kansızlığı önlemeye yardımcı olur. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde etkilidir. K vitamini açısından da zengindir. K vitamini kanın pıhtılaşmasını sağlar. Kemik yapısının güçlenmesinde ve  kırıkların onarılmasında rol oynar.

Amaranthın yaprakları, A vitamini açısından çok zengindir. Kataraktın önlenmesinde ve göz sağlığının desteklenmesinde faydalıdır.

 

Düşük risklerini engellemeye yardımcı : Amaranth, doğurganlık dönemindeki kadınlar için, bebekte oluşabilecek nöral tüp defekti ve hamilelikte meydana gelebilecek düşük risklerini engellemeye yardımcı olan folik asitten de zengin bir besindir. 

Tok tutuyor, zayıflatıyor: Amaranth, buğdaya kıyasla çok daha az nişasta içermektedir. İçeriğindeki yüksek lif sayesinde bağırsak hareketlerini arttırmaya yardımcıdır. Yüksek protein ve lif içeriği ile tok tutmaya yardımcı olarak, zayıflama diyetlerinde kilo verdirici özelliğinden faydalanılabilir.

Diyabete olumlu etkisi: Amarantın diyabet hastalarında da olumlu etkileri bulunmaktadır.  Hiperglisemiyi önleyerek, diyabete bağlı komplikasyonların azalmasına yardımcı olur. Yapılan bazı çalışmalarda amaranthın insülin değerini arttırarak kan glikoz seviyelerini belirgin şekilde düşürdüğü görülmüştür.

Amaranth okzalat içeriği yüksek bir besindir. Böbrek taşı yada safra taşı olan bireyler tüketirken daha dikkatli olmalıdırlar.

 

KULLANIM ŞEKİLLERİ

Amaranth tohumlarını demlenme yöntemi ile (kısırlık bulgurun sıcak su ile demlenmesi gibi) salatalarda ve kısır yapımında kullanılabilirsiniz. Yine sebze yemeklerine, dolmalara ve çorbalara pirinç yerine eklenerek yenilebilir. Köfte yapımında kullanılabilir.  Süt ile birlikte yumuşatılarak kahvaltıda veya ara öğünde meyve de ilave edilerek tercih edilebilir.  2 yemek kaşığı amaranth yaklaşık 1 dilim ekmek (70-75 kal) kadar kaloriye sahiptir.

Amaranth unu, diğer unlar ile karıştırılarak krep, börek, kek yapımında kullanılabilir.

Amaranthın taze yaprakları da salatalarda çiğ olarak veya yine ıspanak gibi pişirilerek yenilebilir. Et yemekleriyle oldukça uyum sağlamaktadır.

 

100 gram çiğ amarant

371 kcal,

13.6 gram protein,

65 gram karbonhidrat (57 gram nişasta, 1.7 gram şeker, 6.7 gram lif ),

7 gram yağ ( 1,5 gram doymuş, 1.7 gram tekli doymamış, 2.8 gram çoklu doymamış yağ )

159 mg kalsiyum,

248 mg magnezyum,

7.6 mg demir,

557 mg fosfor,

508 mg potastum,

3.3 mg mangan,

4 mg sodyum,

2,9 mg çinko,

82 mikrogram folat,

4.2 mg C vitamini,

1.2 mg E vitamini içerir.

 

 

Add a comment
TOP